44 yaşındaki Arizonalı hasta Brian Madeux’un Hunter sendromuna yol açan gen bozukluğuna müdahale edildi, ancak bu yeni tedavinin başarılı olup olmadığının anlaşılması zaman alacak.

Madeux, gün aşırı acılar içinde olduğunu söyleyerek, daha önce sadece insan vücudundan alınan hücrelerde, vücut dışında denenen bu tedavi için gönüllü oldu.

“20’LERİMDE ÖLÜRÜM DİYE DÜŞÜNÜRDÜM”

Hunter sendromu denen hastalık, nadir görülen bir gen bozukluğundan kaynaklanıyor. Hastaların genleri, mukopolisakarid adı verilen şekerli molekülleri parçalayacak enzim salgısı için talimat bilgisini taşımıyor.

Bu yüzden bu moleküller vücutta birikerek beyin ve diğer organlara zarar veriyor. Ağır vakalar ölümle sonuçlanabiliyor.

Brian Madeux “Açıkçası 20’lerimde ölürüm diye düşünüyordum.” diyor.

VÜCUDU DNA BOZUKLUĞUNU DÜZELTECEK ENZİM ÜRETİRSE…

Hastalara tedavi için düzenli olarak mukopolisakaridleri parçalayacak enzim verilmesi gerekiyor.

Madeux üzerinde denenen yeni tedavi ise, onun DNA’sındaki bozukluğun düzeltilmesini ve enzim üretmeye başlayabilmesini hedefliyor.

Bunun için Pazartesi günü Oakland’daki Benioff Çocuk Hastanesi’ne yatan Madeux’a damardan bunu sağlayacağı düşünülen karışım zerkedildi.

KARACİĞERİNE ULAŞTIĞINDA AKTİF OLACAK

Tedavide kullanılan ilaç molekülleri kesebilen iki makas içeriyor. Çinko parmak nükleazı diye tercüme edilebilecek bu ilaç, DNA’yı iki belirli yerden kesebiliyor.

Bu da istenen özellikleri içeren yeni bir DNA parçasının buraya girebilmesine yani hastanın genetik yapısına monte edilmesine imkan veriyor.

Gen düzeltme tedavisi öyle tasarlanmış ki, ancak Madeux’un karaciğer hücrelerine ulaştığı zaman aktif hale gelecek.

FARELER ÜZERİNDE BAŞARILI OLMUŞTU

Deneye katılan doktorlardan Chester Whitley, BBC’ye “Fareler üzerinde olduğu kadar insanda da başarılı olursa, müthiş sonuçlar doğuracak. Ben, gen tedavisi konusunda güvenli ve etkili bir yöntem geliştirdiğimiz konusunda iyimserim.” diye konuştu.

Doktor Whitley’in ümidi, başarılı olduğu takdirde gen düzeltme tedavisini doğumdan hemen sonra yapmak, çünkü tedavi görmeyen bir bebeğin yılda 20 IQ puanı kaybettiğini söylüyor.

Gen düzeltme daha önce laboratuvar ortamında, insanlardan alınan hücreler üzerinde denendi. Hücrelerdeki DNA’da düzeltmeler yapılarak vücuda geri yerleştirildi.

Bu uygulama örneğin kemik iliği gibi, yalnızca vücuttan bir süre çıkarılıp sonra geri konulabilen dokular için geçerli.

Ne var ki, bu yöntemi karaciğer, kalp, ya da beyin gibi organlar için uygulamak imkansız. İşte doktorlar bu güçlüğü aşmak için, hastanın vücudundaki hücrelere müdahale etmenin yolunu arıyor.

GÜVENLİ GÖRÜLÜRSE 9 HASTADA DAHA DENENECEK

Dolayısıyla Madeux üzerindeki deney, bu tedavi yönteminin güvenli olup olmadığını denemek için yapılıyor ve kabul gören bir tedavi haline gelebilmesi için daha epey çalışma yapılması gerekecek.

Şu ana kadar ilacın, Madeux üzerinde olumsuz bir yan etkisi görülmedi ve herşey yolunda giderse deney 9 hasta ile daha devam edecek.

Tedaviyi geliştiren Sangamo Therapeutics’den Doktor Sandy Macrae, “Genetik tıpta yeni bir cephe açılışına tanık oluyoruz.” diyor.

Aynı teknolojinin, güvenli olup olmadığı yönünden, hemofili B ve Hurler sendromuna yol açan gen bozuklukları üzerinde de denenmesi planlanıyor.

.fr{
float:right;
}
.vidyorum{
padding-top:0px;
margin-top:-20px;
font-size:10px;
font-weight: normal;
}
.testimonial-content{
padding:6px 10px 6px 10px;
}
.yrmBslk{ width:75px; color:#990000; overflow: hidden; float:left; }
.testimonial-user{ display:none; width:75px; color:#990000; overflow: hidden; margin-top:5px; }
.vybaslik{
color: #3f5fbf;
font-weight: bold;

}

function videoYonlendir(id){
window.open(“http://videonuz.ensonhaber.com/y/” + id);
}

Harvard Üniversitesi bünyesinde genetik ve kompleks hastalıklar üzerine araştırmalar yapan Sabri Ülker Metabolik Araştırmalar Merkezi bilim dünyasında ses getiren çalışmalarına bir yenisini daha ekledi.

Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil

“METABOLİK KORUYUCU”

Sabri Ülker Vakfı’nın yürüttüğü Harvard Sabri Ülker Merkezi araştırma ekibi, hücrede kolesterol seviyelerini güvenli bir aralıkta tutmayı sağlayan, “metabolik koruyucu” adını verdikleri Nrf1 molekülünü keşfetti. Bu buluşla bilim dünyasının son dönemde en fazla ses getiren çalışmalarından birine imza atıldı.

Nrf1 proteininin hücre içinde kolesterol mekanizmasındaki fonksiyonu ve moleküler çalışma mekanizması, Sabri Ülker Merkezi’nde 2017 yılında açılan ve hücre yapılarını en ince ayrıntısına kadar inceleyebilme imkanı sunan Görüntüleme Merkezi’nin de imkanları ile çözüme kavuştu.

Çalışma dünyanın önde gelen bilimsel dergisi Cell’de 16 Kasım 2017 tarihinde yayınlandı. Buluşun toplum sağlığının geleceğine fayda sağlayacak olmasından ötürü büyük mutluluk duyduklarını ifade eden Ali Ülker, “Bilimsel araştırmalar uzun vadelidir. Alanının en önde gelen prestijli akademilerinden, gerekli donanıma ve araştırma kültürüne sahip olan Harvard Üniversitesi’nde, bir Türk profesörü destekleyerek çok doğru bir iş yaptığımızı bir kez daha anlamış oluyoruz. Biz, 2014 yılında bu desteği yaparken, toplum sağlığının geleceğine fayda sağlayacağımızı ümit etmiştik. Prof. Hotamışlıgil’in özellikle metabolizma ve gıda konusundaki araştırmaları ilgimizi çekmişti. Bugün kısa sürede elde edilen başarılar bu ümidimizi daha da güçlendirmekte. Yıldız Holding’in tüm bu çalışmalarda beklentisi manevi olup, umulur ki bu araştırmalar bir gün toplumda daha sağlıklı bireyler için tıbbi çözümlere dönüşür.” dedi.

KORUYUCU MOLEKÜL KOLESTEROL İLE SAVAŞACAK

Nrf1 olarak bilinen bu protein, hücre içindeki kolesterole karşı duyarlı yapısıyla, hücre içinde kolesterol seviyelerinde meydana gelen değişiklikleri direk olarak algılayıp tepki veriyor. Kolesterol belli bir düzeyin üzerine ulaştığında direk olarak Nrf1 molekülüne bağlanarak çok yönlü bir savunma programının harekete geçirilmesini sağlıyor ve organları olası tahribata karşı koruyabiliyor. Bu nedenle Nrf1 molekülü kolesterol metabolizmasının bozulduğu pek çok hastalıkta potansiyel yeni ve etkin tedavi hedefi özelliği taşıyor.

Yeni keşifle ilgili olarak büyük heyecan duyduklarını belirten Sabri Ülker Merkezi Başkanı Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil, “Hücrelerin kolesterol düzeylerini tam olarak nasıl algılanıp kontrol edebileceği konusundaki anlayışımızda eksik olan önemli bir parçayı ortaya çıkardığımızı düşünüyorum. Bu parça kolesterol düzeylerini dengede tutmak için hayati önem taşıyan sistemin, yani moleküler bir ‘yin-yang’ sisteminin kritik bir parçasını oluşturuyor. Bu keşfi, bilim için kendi kariyerimdeki en önemli katkı olarak görüyorum. Daha önce hücre bazında kolesterolün düşük olduğuna işaret edecek mekanizma keşfedilmişti. Ancak bizim yaptığımız araştırma hücre içindeki kolesterol seviyesi yükseldiği zaman da hücrenin bunu dengede tutmak için gerçekleştirdiği algılama ve savunma mekanizmasını ortaya çıkardı.” dedi.

KOLESTEROL: İKİ UCU KESKİN BIÇAK

Hücre zarlarının inşası ve idamesi için bir yapı taşı olan kolesterol önemli fonksiyonel aracıların sentezi ve hücre faaliyetleri için gerekli bir molekül. Dolayısıyla organizma belirli düzeyde kolesterolün hücre içerisinde idame ettirilmesine ihtiyaç duyuyor. Bu nedenle kolesterol hem besinlerle yani diyetle haricen vücuda girmekte, hem de organizma tarafından başta karaciğerde olmak üzere üretilmekte.

Bilim dünyasının en önemli buluşlarından birine imza atan Sabri Ülker Merkezi Başkanı Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil yeni buluşlarıyla ilgili detayları şöyle anlatıyor; “Kolesterol hücre içinde, elzem olmasına karşın, aynı zamanda en toksik ve reaktif maddelerden biridir. Hücre içi düzeylerinin yükselmesi de azalması da çeşitli işlevsel problemlere ve sağlık sorunlarına yol açar. Bunu iki ucu keskin bıçak olarak ifade edebiliriz… Hücre içerisinde kolesterol azalmaya başladığı zaman hücre alarm verir ve sonrasında kolesterol sentezini başlatan bir mekanizma devreye girer. Kolesterolün azalmasına karşı devreye giren düzenleyici mekanizmanın açığa çıkarılması 1985 yılında Nobel ödülüne layık bulunmuş ve mevcut tedavi araçlarının geliştirilmesinde anahtar rol oynamıştır. Ancak bugüne kadar hücredeki kolesterol miktarı yükseldiğinde bunu direk olarak algılayıp bir alarm ve savunma sistemini harekete geçiren mekanizma henüz keşfedilmemiş idi. Yükselmiş kolesterol, hücresel seviyede daha da tehlikeli olup, toksisite, inflamasyon ve sonuçta hücre ölümüne kadar giden sorunlara neden olmakta. Bu nedenle hücrenin kolesterol seviyesindeki yükselişe karşı korunması elzemdir; bizim çalışmamız da bu düzenleyici ve koruyucu mekanizmasının keşfini sağladı.”

KARDİYOVASKÜLER HASTALIKLAR İÇİN DE YENİ TEDAVİLERİN HABERCİSİ

Kandaki yüksek kolesterolün kardiyovasküler ve dejeneratif hastalıklar başta olmak üzere diğer önemli sağlık sorunları için önemli bir risk teşkil edebileceği yıllardır kabul görmüş bilimsel bir gerçek. Dolayısıyla hücre ve organları koruyucu özelliğe sahip bu yeni mekanizmanın keşfinin, kolesterol metabolizmasının bozulduğu pek çok hastalıkta yeni ve etkin tedavi yöntemlerinin önünü açabileceği ön görülüyor.

.fr{
float:right;
}
.vidyorum{
padding-top:0px;
margin-top:-20px;
font-size:10px;
font-weight: normal;
}
.testimonial-content{
padding:6px 10px 6px 10px;
}
.yrmBslk{ width:75px; color:#990000; overflow: hidden; float:left; }
.testimonial-user{ display:none; width:75px; color:#990000; overflow: hidden; margin-top:5px; }
.vybaslik{
color: #3f5fbf;
font-weight: bold;

}

function videoYonlendir(id){
window.open(“http://videonuz.ensonhaber.com/y/” + id);
}

Ortopedik bir sorun olan düztabanlık toplumun birçok kesiminde görülen, yaşam kalitesini düşüren bir bozukluktur.

DÜZTABAN AYAK

Normal ayak tabanı kavisli bir yapıya sahiptir, düztabanlık ise ayak içi kavisinin olmayışıyla yere olan temasın artmasıdır. Yük taşıma yeteneğine yardımcı olan ayak, topuktan öne doğru ivme alarak yaylanma hareketi sağlar. Ayağın bu hareketi yapabilmesi için ayak içi kavisin olması gerekir. Eğer bu kavis yok ya da yetersiz ise düztaban bir ayağınız vardır demektir.

BELİRTİLERİ

Düztabanlık doğuştan ve daha sonra ortaya çıkabilen bir ortopedik bir sorundur. Toplumun yüzde 10’luk kesiminde görülen düztabanın doğuştan ortaya çıktığı tespit edilirse tedaviye çok ihtiyaç duyulmaz. Esnek düztabanlık ve sert düztabanlık şeklinde 2’ye ayrılan bu yapısal sorunun belirtileri ise şöyle:

– Erken yorulma

– Ayaklarda sık ağrı

– Ayağın içe basması

– Dizlerin birbirine çarpması

– Bel ağrıları

– Erken yorulma

– Bel kısmında kireçlenme

– Spor kabiliyetinde azalma

ESNEK DÜZTABANLIK

İki şekli olan düztabanlıkta esnek düztaban toplumda daha çok görülmektedir. Esnek düztabanda ayak boştayken kavis görülmektedir fakat yere basıldığında ayak düzleşir. Bu yapısal sorunda genetik bir bozukluk yoksa erken yaşlarda düzelebilir. Eğer ilerleyen dönemde kavis yok olursa tabanlık desteğiyle ayak tedavi edilir.

SERT DÜZTABANLIK

Düztabanlığın diğer bir çeşidi olan sert düztabanlıkta ayak boştayken ve yere basarken kavis oluşmaz. Ayak kemikleri arasında dengenin bozulmasıyla ortaya çıkar ve tedavisi sadece cerrahi operasyondur. Bu tür düztabanlar tedavi edilmezse ilerde kalıcı sorunlar ortaya çıkabilir.

NASIL TEDAVİ EDİLİR

Düztabanlıkta öncelik her hastalıkta olduğu gibi erken teşhisin konulmasıdır. Bunun için ortopedi uzmanında yardım alınması gerekir.

Düztabanlıkta en önde gelen tedavi yöntemi ayakkabı değişikliğidir. Ayakkabı tabanını destekleyen ayağın şeklini düzelten modifikasyonlar kullanılır. Burada eğer ağrılar yine devam ediyorsa doktorunuza görünmeniz gerekir.

Yukarıda bahsettiğimiz düztabanlılık tipleri tedavi sürecine yön vermektedir. Eğer esnek bir düz tabansanız tedavi gerekmezken sert düztaban bozukluğu varsa çekilen röntgene göre cerrahi operasyonla ayağın şekli düzeltilir.

.fr{
float:right;
}
.vidyorum{
padding-top:0px;
margin-top:-20px;
font-size:10px;
font-weight: normal;
}
.testimonial-content{
padding:6px 10px 6px 10px;
}
.yrmBslk{ width:75px; color:#990000; overflow: hidden; float:left; }
.testimonial-user{ display:none; width:75px; color:#990000; overflow: hidden; margin-top:5px; }
.vybaslik{
color: #3f5fbf;
font-weight: bold;

}

function videoYonlendir(id){
window.open(“http://videonuz.ensonhaber.com/y/” + id);
}

Antalya’da, Türkiye Milli Pediatri Kongresi’ne katılan Uluslararası Pediatri Dernekleri Federasyonu (IPAF) Başkanı Prof.Dr. Erol Alden, Türkiye’nin mülteci çocuklar konusunda yaptığı çalışmaların, dünyaya model olmasını istedi.

KONGREYE 2 BİN ÇOCUK DOKTORU KATILDI

Milli Pediatri Derneği’nin (TMPD) bu yıl 61’incisini düzenlediği Türkiye Milli Pediatri Kongresi, Antalya’nın turizm bölgesi Belek’teki bir otelde başladı. Türkiye’den 2 bin çocuk doktorunun katıldığı kongreye, yurt dışından da ünlü çocuk doktorları davet edildi. Kongrenin uluslararası çalıştayında mülteci çocukların güncel sorunları, TMPD Genel Koordinatörü Kerem Hasanoğlu’nun ev sahipliğinde ele alındı.

“65 MİLYON MÜLTECİNİN YARISI ÇOCUK”

Çalıştayın ardından Hasanoğlu ile Prof. Dr. Alden, düzenledikleri ortak basın toplantısında, gazetecilerin sorularını yanıtladı. TMPD Genel Koordinatörü Kerem Hasanoğlu, dünyada 65 milyon mülteci bulunduğunu, bunların yarısının da çocuk olduğunu söyledi. Pediatri doktorları olarak mülteci çocuklara çok önem verdiklerini belirten Hasanoğlu, şöyle dedi:

“Dünyadaki en büyük sorunlarından biri, mülteci sorunudur. Kimse, yurdunu bırakmak istemez; ama dünyada 65 milyon insanın böyle bir gerçeği var. Bundan daha çok üzen durum ise dünyada 35 milyon çocuğun da bu durumda olması. Bu durumu, dünyanın genelini ilgilendiren sorunlar ortaya çıkartıyor. Türkiye, mülteciler konusunda dünyadaki en etkin ülke konumunda.”

MÜLTECİ ÇOCUKLARIN SORUNLARI

Türkiye’nin mülteci konusunda maddi ve manevi kendisinden beklenenden çok daha fazla performans sergilediğini vurgulayan Hasanoğlu, Türk toplumunun duyarlılığının, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önderlik ettiği konuların ve hükümetin bakış açısının bu durumu ortaya çıkardığını söyledi. Dünyanın farklı ülkelerinden akademisyenleri buraya çağırdıklarını anlatan Hasanoğlu, “Çalıştayımızda savaş sonrası mülteci çocukların her evresini ele aldık ve belli bir sonuca ulaştık. Ortak sonuç ise bu çocuklardaki en önemli sorunun psikososyal sorunlar, travmatik sorunlar ve yaşadıkları stres bozukluklarının ileriki çağlarda da yaşatacağı sıkıntılar oldu.” dedi.

Toplantıda konuşan IPAF Başkanı Prof. Dr. Erol Alden ise, kongre sonrası, Türk hükümetinden yetkililerle sıcak ilişki geliştireceklerini söyledi. Alden, amaçlarının, Türk Pediatri Derneği’nin örnek çalışmalarını dünya geneline taşımak ve çalışmaların evrensel hale getirilerek, pediatri uzmanlarının bu konuya teşviklerini sağlamak olduğunu kaydetti.

Prof. Dr. Alden, “Mülteci çocukların sorunlarını daha fazla gündemde tutmaya çalışacağız. Türk Milli Pediatri Derneği’nin çalışmaları, tüm dünya için bir model oluşturuyor. Türk hükümetini yaptığı duyarlı çalışmalarından dolayı tebrik ediyorum.” diye konuştu.

TÜRKİYE, ROL MODEL OLACAK

Türkiye’nin, mülteci çocukları sevgiyle kucakladığını dile getiren Prof. Dr. Alden, dünyanın başka bir ülkesinde bu kadar kucaklaşma olmadığını söyledi. Türkiye Milli Pediatri Derneği’nin ‘Her şey sevgi ile başlar’ sloganıyla yola çıktığını hatırlatan Alden, şöyle dedi:

“Türkiye’yi bir rol model alarak, bu modelin tüm dünyada yayılmasını istiyoruz. Bu çocuklar, bizim geleceğimiz. Onların zaruri ihtiyaçlarının karşılanmasının yanı sıra sosyal durumlarıyla da ilgilenmemiz gerekiyor. Sağlıklı bireyler olarak yetiştirmemiz gerekiyor.”

“TÜRKİYE ÖRNEK ALINDIĞINDA DÜNYA HASSAS ÇOCUKLAR İÇİN HUZURLU BİR YER OLACAK”

Prof. Dr. Erol Alden, yer değişikliğinin insanların bağışıklık sistemini olumsuz etkileyebildiğine de dikkat çekerek, şunları söyledi:

“Türk Hükümeti, bu tür sıkıntıların oluşmaması için çok önemli hizmetler sunuyor. Önlenebilir hastalıklar için Türk hükümeti, gerekli önlemleri de aldı. Hastalık konusunda olağan dışı bir durum, söz konusu değil. Hükümetlerin, çocukların durumunu anlaması bizim işimiz. ABD Başkanı Donald Trump ya da Almanya’da Merkel’in nasıl çalışmalar içinde bulunduğunu bilemem. Asıl amacımız, diğer hükümetlerin Türk hükümetini örnek almasını ve paralel faaliyetlerin gerçekleşmesini sağlamak. Bunu başardığımızda dünya, bu konudaki hassas çocuklar için huzurlu bir yer olacak.”

.fr{
float:right;
}
.vidyorum{
padding-top:0px;
margin-top:-20px;
font-size:10px;
font-weight: normal;
}
.testimonial-content{
padding:6px 10px 6px 10px;
}
.yrmBslk{ width:75px; color:#990000; overflow: hidden; float:left; }
.testimonial-user{ display:none; width:75px; color:#990000; overflow: hidden; margin-top:5px; }
.vybaslik{
color: #3f5fbf;
font-weight: bold;

}

function videoYonlendir(id){
window.open(“http://videonuz.ensonhaber.com/y/” + id);
}

Kanlı tükürük veya kanlı balgam birbirinden farklı hastalıkların habercisidir. Kan tükürmek burun damarlarındaki kanama, boğazdaki küçük damarların çatlaması, diş eti kanaması veya farenjit gibi nedenlere bağlı olarak görülebilir.

CİDDİ BİR HASTALIK BELİRTİSİDİR

Ancak öksürük nöbetlerinin ardından balgamla birlikte şerit şeklinde kan parçaları geliyorsa ya da koyu kahverengi balgamla birlikte kan görülürse bu durum ciddi bir hastalığın belirtisidir.

Kanlı balgam akciğer kanseri, verem, bronşit veya zatürre gibi ciddi hastalıkların habercisi olabilir.

CİDDİYE ALIN

Hangi sebebe bağlı olursa olsun, hafif ya da şiddetli olduğuna bakılmaksızın kan tükürmek, ciddi rahatsızlıkların sonucu olabileceğinden, kişi bu durumla karşılaştığında mutlaka doktora başvurmalıdır.

Zamanında doktora başvurulmaması, kişide daha ciddi problemlerin yaşanmasına, hatta can kaybına neden olabileceğinden teşhisin erken konulması önem kazanmaktadır.

.fr{
float:right;
}
.vidyorum{
padding-top:0px;
margin-top:-20px;
font-size:10px;
font-weight: normal;
}
.testimonial-content{
padding:6px 10px 6px 10px;
}
.yrmBslk{ width:75px; color:#990000; overflow: hidden; float:left; }
.testimonial-user{ display:none; width:75px; color:#990000; overflow: hidden; margin-top:5px; }
.vybaslik{
color: #3f5fbf;
font-weight: bold;

}

function videoYonlendir(id){
window.open(“http://videonuz.ensonhaber.com/y/” + id);
}

Ağızdan su akması kuruluk yapmakla birlikte ağızda hoş olmayan bir tadın oluşmasına sebep olur.

Genellikle uyku vakti yaşanan ağızdan su gelmesi, bebeklerde de çok sık görüldüğü için belli bir yaş sınırlaması olmayan bir durumdur.

NEDENLERİ

Ağzı açık uyumak, yanlış uyku pozisyonu, diş problemleri, alerji, reflü, parkinson hastalığı, diş çıkarma, ilaçlara ait yan etkiler, sinir sistemi bozuklukları, ağız anatomisinde problem ve kıl kurdu gibi etkilerden dolayı ağızdan su gelme durumu yaşanabilir.

NASIL ÖNLENİR

Genellikle birçok kişinin şikayet ettiği ve rahatsızlık duyduğu ağızdan su gelme durumunu değiştirmenin bazı yöntemleri de mevcuttur.

1- Nefes alıp verme şeklinizi burundan alıp, ağızdan verecek şekilde değiştirmek.

2- Geniz eti veya burunda anatomik bozukluk bulunuyorsa Kulak Burun Boğaz doktoruna gidilerek durum anlatılmalı ve gerekli tedaviye başlamak.

3- Alerjik tepki gösterdiğinizde oluşuyorsa; alerjiyle ilgili olan ilacı kullanmak.

4- Yastığınız eğer alçak bir yastık ise yüksek bir yastık ile değiştirmek.

.fr{
float:right;
}
.vidyorum{
padding-top:0px;
margin-top:-20px;
font-size:10px;
font-weight: normal;
}
.testimonial-content{
padding:6px 10px 6px 10px;
}
.yrmBslk{ width:75px; color:#990000; overflow: hidden; float:left; }
.testimonial-user{ display:none; width:75px; color:#990000; overflow: hidden; margin-top:5px; }
.vybaslik{
color: #3f5fbf;
font-weight: bold;

}

function videoYonlendir(id){
window.open(“http://videonuz.ensonhaber.com/y/” + id);
}

Sağlık Bakanlığı, SMA hastalığıyla mücadelede yeni bir adım atıyor. Artık çiftler, evlenmeden önce SMA tarama testine girecek.

Evlenecek çiftlere SMA testi uygulanacak- VİDEO

TARAMA TESTİ İLE SAĞLIKLI ÇOCUK SAHİBİ OLMA PROGRAMINA TEŞVİK

Sağlık Bakanı Ahmet Demircan, “Taramaya alma çalışmasını başlattık. Çiftlerin sağlıklı çocuk sahibi olmalarını sağlayacağız. Güney bölgelerinde görülen hastalıktır. Evlilik öncesinde SMA tarama programını başlatacağız. Amaç evlilik öncesi riskli bireylerin tespit edilerek tedavi edilmesiyle SMA’lı çocuk doğumunun önüne geçmek. Talasemi taraması gibi. Çiftlerden birinde taşıyıcı olma vasfı çıkmazsa diğerinde çalışmaya gerek yok. İki taraf taşıyorsa hastalığın çocuklara geçme ihtimali yüksek. Birinde çıktı, öbüründe de çıktı, kendilerine söylenecek. Sizlerin sağlıklı çocuk sahibi olma programına girmeniz gerekir diyeceğiz.” dedi.

.fr{
float:right;
}
.vidyorum{
padding-top:0px;
margin-top:-20px;
font-size:10px;
font-weight: normal;
}
.testimonial-content{
padding:6px 10px 6px 10px;
}
.yrmBslk{ width:75px; color:#990000; overflow: hidden; float:left; }
.testimonial-user{ display:none; width:75px; color:#990000; overflow: hidden; margin-top:5px; }
.vybaslik{
color: #3f5fbf;
font-weight: bold;

}

function videoYonlendir(id){
window.open(“http://videonuz.ensonhaber.com/y/” + id);
}

Teknolojinin her eve girmesi, hastaların şifa arama yöntemlerini de değiştirdi. Birçok kişi, yakalandığı rahatsızlığın ne olduğunu internetten öğrenmeye çalışıyor. Uzmanlar, sanal ortamdan hastalığın tedavi edilemeyeceği, aksine daha büyük ve çözümü zor sağlık problemleriyle karşılaşılabileceği uyarısında bulundu.

“İNTERNET HASTALIKLA İLGİLİ ÇÖZÜM SUNMAZ”

Muğla İl Sağlık Müdürü Dr. Cihan Tekin, internette, arama motoruna ‘baş, kalp, karın ve mide ağrısı’ yazıp, hastalığa teşhis konulmaya çalışılmaması gerektiğini vurguladı. Tekin, “Bu rahatsızlıklara neden olan onlarca hastalık olabilir. Tedaviyi uzmandan değil, internetten almak isteyen ‘e-Hasta’lar, bu yolla hem umutsuzluğa kapılıyor hem yanlış bilgilenebiliyor. İnternet, belli araştırmalar için kullanılabilir; ancak hastalıkla ilgili çözüm sunmaz. Eksik ve yanlış bilgi edinme ihtimali çok yüksek.” diye konuştu.

“İNTERNET ‘e-HASTA’LAR OLUŞTURUYOR”

İnternetteki eksik bilgilerle hastanın kendi durumunu değerlendirmesinin paniğe kapılmasına neden olduğunu dile getiren Tekin, şunları söyledi:
“Tek bir şikayetle tanı konulmaz. Soğuk algınlığında öksürük, ateş, boğaz ağrısı olur. İnternette araştırılan şeyler, genellikle temel şikayetin birine yönelik oluyor. Hasta internete ‘mide ağrısı’ diye girdiğinde, karşısına sayfalar dolusu yazı çıkıyor.

Örnek vermek istiyorum. İnternette araştırma yapıldığında Hepatit B hastalarının 20 yıl sonra siroz olabileceği bilgisine rastlanıyor. Vatandaşımız kendisinin de siroz olacağına inanıp paniğe kapılıyor. Bu yüzden internet günümüzde ‘e-Hasta’lar oluşturuyor. Oysa Hepatit B hastalarının yüzde 30’u siroz olur. Beyin tümörü baş ağrısı yapsaydı her başı ağrıyana bu teşhisi koymamız gerekirdi. Zatürre hastalığı ateşsiz olmaz ancak ateşi olmayan zatürre hastası da bulunuyor. Baş ağrısının migren mi, tümör mü, gerilim ağrısı mı olduğu konusundaki ayırıcı tanıyı hekim yapabilir.

“HER HASTA KENDİ KOŞULLARI İÇİNDE DEĞERLENDİRİLMELİ”

Deneyimlerin anlatıldığı bloglardan da uzak durmak gerekiyor. By-pass olmuş kişi için aspirin çok hayatidir; ama midesinde ülser olan için çok tehlikelidir. Her hastanın kendi koşulları, içinde değerlendirilmesi gerekir. ‘Hasta tecrübelerine dayanan bilgiler, okuyan kişiye iyi gelecek.’ diye bir kural yoktur. Bunlar, internette yol gösterici olarak kullanılmamalıdır. ‘e-Hasta’lar, daha çok tanımlanmış hastalıklarını araştırmaz, şikayetlerinden tanı koyarlar.”

.fr{
float:right;
}
.vidyorum{
padding-top:0px;
margin-top:-20px;
font-size:10px;
font-weight: normal;
}
.testimonial-content{
padding:6px 10px 6px 10px;
}
.yrmBslk{ width:75px; color:#990000; overflow: hidden; float:left; }
.testimonial-user{ display:none; width:75px; color:#990000; overflow: hidden; margin-top:5px; }
.vybaslik{
color: #3f5fbf;
font-weight: bold;

}

function videoYonlendir(id){
window.open(“http://videonuz.ensonhaber.com/y/” + id);
}

Kırmızı, yeşil, mavi… Bazı insanlar bu renkleri ayırt edemiyor. Ancak renk körü olan birçok insan bunun farkında değil.

VATANDAŞA TEST

Konuyla ilgili sahaya inen ATV muhabiri, vatandaşlara renk körlüğü testi yaptı.

1 dakikada renk körlüğü testi- VİDEO

İLK KEZ ÖĞRENENLER OLDU

İnsanlara oldukça kolay olan bir testi yapan muhabir, bazı vatandaşların renk körü olduğunu ortaya çıkardı.

ERKEKLERDE DAHA FAZLA GÖRÜLÜYOR

Göz Hastalıkları Uzmanı Rıfat Rasier, konuyla ilgili şu değerlendirmeleri yaptı: “Kırmızı ile yeşil karıştığı zaman aradaki kontrast farkından dolayı renk körleri numaraları farklı olarak görüyor. Çoğunluğu doğuştan gelen renk körlüğü, erkeklerin yüzde 8’inde, kadınların yüzde 0,4’ünde görülebilir.

KALICI TEDAVİ YOK

Kalıcı bir düzeltme tedavisi yok, kontak lensler var.”

.fr{
float:right;
}
.vidyorum{
padding-top:0px;
margin-top:-20px;
font-size:10px;
font-weight: normal;
}
.testimonial-content{
padding:6px 10px 6px 10px;
}
.yrmBslk{ width:75px; color:#990000; overflow: hidden; float:left; }
.testimonial-user{ display:none; width:75px; color:#990000; overflow: hidden; margin-top:5px; }
.vybaslik{
color: #3f5fbf;
font-weight: bold;

}

function videoYonlendir(id){
window.open(“http://videonuz.ensonhaber.com/y/” + id);
}

İş hayatında iyi görünmenin, kendi başına sessiz ancak etkili bir referans mektubu olduğu artık tartışılmaz bir gerçek haline geldi. Kulak Burun Boğaz ve Baş, Boyun Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Yusuf Orhan Uçal, insanların artık kariyer hedeflerini belirlerken,sadece becerilerini tespit etmekle yetinmediklerini, zayıf yönlerini ve eksilerini de gözden geçirdiklerini anlattı.

‘’Unutmayın, iş dünyasında iyi görünmek, sessiz bir referans mektubudur. Yani kariyer basamaklarını çıkarken bilgi ve becerileriniz ile birlikte kendinden emin, özgüvenli, bakımlı ve iyi görünümlü olmak da önemlidir.” diyen Op. Dr. Yusuf Orhan Uçal, en çok Türkiye’de burun düzeltme ameliyatının yapıldığını, genç, orta yaş ve üstü yöneticilerin, yılların getirdiği deformasyonların net gözlenebildiği yüze odaklandıklarını ifade etti.

‘’İLK İZLENİM İÇİN İKİNCİ BİR ŞANSINIZ OLMAYABİLİR’’

İnsanlar arası iletişimin, dış görünüm ve beden dili ile şekillendiğini vurgulayan Uçal, kişisel gelişim, akademik bilgi, tecrübe ve iletişim becerisinin de bireyi tamamlayan unsurlar olduğunu ifade etti. Toplantıların, krıtik iş görüşmelerinin, kişinin özgüveni sayesinde etkileyici sunumlara dönüşebildiğini belirten Op. Dr. Yusuf Orhan Uçal, bu çerçevede çalışanların, kadın ya da erkek fark etmeksizin daha bakımlı ve güzel görünmek için kendilerine özen gösterdiklerini sözlerine ekledi.

“EN SIK RASTLANAN BURUN ESTETİĞİ”

Uçal, ‘’İş dünyasındaki rekabet; insanlar için beğenilme, kabul görme gibi beklentileri de artırmaktadır. Bu bağlamda estetik kaygılar nedeniyle kliniklere yapılan başvurularda en sık rastlanan ise burun estetiği ameliyatlarıdır. Yüzümüzün tam merkezindeki burnumuz aynı zamanda insan yüzündeki en karakteristik organdır. Burnu yüzünden fiziksel ve psikolojik olarak olumsuz etkilenen bir kişi diyalog kurduğu insanlarda da negatif bir etki bırakabilir.” şeklinde açıklama yaptı.

Solunum sisteminin başlangıç noktası burnumuzun performansımızı da doğrudan etkilediğini dile getiren Op. Dr. Yusuf Orhan Uçal, sağlığımız için en uygun ve en doğal solunum şeklinin burun solunumu olduğunu ifade etti. Uçal, burun tıkanıklığının en belirgin sebepleri arasında, burun eti, kıkırdak ve kemik eğriliğinin sayılabileceğini, uyku apnesi sendromu, ağız ve boğaz kuruluğu gibi nedenlerden dolayı uyku düzenin bozulabileceğini, dolayısıyla yaşam kalitesinin düşebileceğini, bu durumda da iş yükünü kaldıramaz hale gelebileceğinizi belirtti.

“KARİYER YAPACAĞIM DERKEN SAĞLIĞINIZDAN OLMAYIN”

Burun içinde nefes almaya engel olan eğiklikler (deviasyon) ya da burun eti büyümeleri (konkahipertrofisi) gibi problemlerin de aynı anda çözülebildiğini dile getiren Op. Dr. Yusuf Orhan Uçal, Rinoplasti’nin (burun estetiği), burnun hem içinin, hem de dışının yeniden yapılandırılması operasyonu olduğunu, bu operasyonda yalnızca estetik normların dikkate alınmadığını, burnun fonksiyonel işlevinin de dikkate alınarak bu operasyonların yapıldığına dikkat çekti. Uçal, ‘’Modern hayatın zorlukları, plazaların yıpratıcı atmosferinde kariyer yapacağım derken sağlığınızdan olmayın.’’ dedi.

.fr{
float:right;
}
.vidyorum{
padding-top:0px;
margin-top:-20px;
font-size:10px;
font-weight: normal;
}
.testimonial-content{
padding:6px 10px 6px 10px;
}
.yrmBslk{ width:75px; color:#990000; overflow: hidden; float:left; }
.testimonial-user{ display:none; width:75px; color:#990000; overflow: hidden; margin-top:5px; }
.vybaslik{
color: #3f5fbf;
font-weight: bold;

}

function videoYonlendir(id){
window.open(“http://videonuz.ensonhaber.com/y/” + id);
}